Denizin kıyısında durup suyun çekilişini izlediğimde, aklıma her zaman sadece doğa yasaları gelmez; güç ilişkileri de gelir. Çünkü suyun yükselmesi ve alçalması ne kadar kaçınılmazsa, iktidarın yoğunlaşması ve dağılması da o kadar düzenli, o kadar ritmiktir. “Gelgit günde kaç kez olur?” sorusu ilk bakışta fiziksel bir olguya işaret eder. Fakat biraz yakından bakıldığında, bu soru siyasal düzenin doğasına dair güçlü bir metafora dönüşür. İktidar da tıpkı gelgit gibi çekilir ve yükselir; bazen görünür, bazen geri planda işler. Bu yazı, gelgitin günde kaç kez gerçekleştiğini açıklarken, aynı zamanda siyaset biliminin temel kavramları olan iktidar, kurumlar, ideolojiler, yurttaşlık ve demokrasi üzerinden bir analiz sunmayı amaçlıyor.
Gelgit Günde Kaç Kez Olur? Doğal Ritmin Siyasal Metaforu
Bilimsel olarak bakıldığında, gelgit çoğu kıyı bölgesinde günde iki kez yükselme (med-cezir) ve iki kez alçalma şeklinde gerçekleşir. Buna yarı günlük (semidiurnal) gelgit denir. Bazı bölgelerde ise günde bir kez belirgin yükselme ve bir kez alçalma görülür; bu da günlük (diurnal) gelgittir. Ay ve Güneş’in çekim kuvvetleri ile Dünya’nın dönüşü, bu düzenli dalgalanmayı üretir.
Bu basit fiziksel açıklama, siyasal düzen açısından düşündürücü bir analoji sunar. İktidarın yoğunlaştığı ve dağıldığı anlar da çoğu rejimde düzenlidir. Seçimler, krizler, protestolar, reformlar… Bunlar siyasal gelgitlerdir. Bir toplumda güç tek merkezde toplanırken, başka bir anda farklı aktörler arasında dağılır. Tıpkı denizin kıyıyı zaman zaman işgal etmesi, zaman zaman geri çekilmesi gibi.
Soru şu: Siyasal gelgitler de günde iki kez mi olur? Elbette kelimenin tam anlamıyla değil. Ancak her gün, her saat, kamusal alanda görünmeyen mikro gelgitler yaşanır. Bürokratik kararlar, medya söylemleri, ekonomik düzenlemeler… İktidarın dalga hareketleri sürekli devam eder.
İktidarın Gelgitleri: Gücün Yükselişi ve Çekilişi
Merkezileşme ve Dağılma Döngüsü
Siyaset biliminin temel kavramlarından biri iktidardır. Max Weber, iktidarı bir aktörün dirence rağmen iradesini kabul ettirebilme kapasitesi olarak tanımlar. Michel Foucault ise iktidarın yalnızca yukarıdan aşağıya işleyen bir mekanizma olmadığını, gündelik ilişkilerde dağılan bir ağ olduğunu savunur.
Gelgit metaforu burada anlam kazanır:
– Yüksek gelgit: Gücün merkezileştiği, yürütmenin güçlendiği, karar alma süreçlerinin dar bir çevrede toplandığı dönemler.
– Düşük gelgit: Gücün yerelleştiği, parlamentonun, sivil toplumun veya yurttaş girişimlerinin daha görünür olduğu dönemler.
Modern demokrasilerde seçimler, bu gelgitlerin en belirgin anıdır. Seçim dönemlerinde siyasal enerji yükselir; katılım artar; kamusal tartışma genişler. Seçim sonrası ise iktidar belirli bir elde yoğunlaşır ve dalga bir süreliğine çekilir.
Ancak otoriter rejimlerde bu ritim bozulabilir. Gelgit tek yönlü hale gelir; su sürekli yükselir ama geri çekilmez. İşte bu noktada meşruiyet sorunu ortaya çıkar.
Meşruiyet: Siyasal Yüksek Gelgitin Sınırı
Meşruiyet, bir yönetimin yönetme hakkının toplum tarafından kabul edilmesidir. Weber’in üçlü meşruiyet tipolojisi (geleneksel, karizmatik, yasal-ussal) siyasal düzenin hangi zeminde ayakta durduğunu gösterir.
Eğer iktidarın yükselişi, yani “yüksek gelgit”, meşru kabul edilmezse; su geri çekilirken arkasında kriz bırakır. Protestolar, toplumsal hareketler, erken seçimler bu geri çekilmenin siyasal biçimleridir.
Güncel siyasal olaylara baktığımızda, birçok ülkede popülist liderlerin güçlü bir yükseliş yaşadığını görüyoruz. Ancak bu yükseliş sürdürülebilir mi? Meşruiyet sadece sandıktan mı gelir, yoksa hukukun üstünlüğü, temel haklar ve demokratik kurumlarla mı pekişir?
Gelgitin doğal düzeninde denge vardır. Siyasal düzende de dengeyi sağlayan şey kurumlardır.
Kurumlar: Siyasal Gelgitin Setleri
Demokratik Kurumların Rolü
Anayasalar, parlamentolar, bağımsız yargı, özgür medya… Bunlar siyasal gelgitin kıyı şeridini belirler. Eğer kurumlar güçlü ise, gelgit ne kadar yükselirse yükselsin kıyı tamamen kaybolmaz.
Karşılaştırmalı siyaset bize şunu gösterir:
– Kuzey Avrupa demokrasileri: Güçlü kurumlar, yüksek yurttaş güveni, düzenli ve dengeli siyasal gelgit.
– Başkanlık sistemleri: Gücün yürütmede yoğunlaşma potansiyeli daha yüksek; gelgit daha sert olabilir.
– Hibrit rejimler: Kurumlar var ama zayıf; dalga kıyıyı aşabilir.
Burada önemli olan, kurumların sadece kâğıt üzerinde değil, pratikte işlemesidir. Kurumsal erozyon, gelgitin doğal ritmini bozar.
İdeolojiler ve Dalga Yönü
İdeolojiler, gelgitin yönünü belirleyen rüzgâr gibidir. Liberalizm bireysel özgürlükleri öne çıkarırken, sosyalizm eşitliği ve yeniden dağıtımı vurgular. Milliyetçilik, kolektif kimliği merkez alır.
Bir toplumda hangi ideoloji baskınsa, siyasal gelgitin yönü de ona göre şekillenir. Örneğin:
– Refah devleti politikaları güçlendiğinde kamusal harcamalar artar; devletin ekonomik rolü yükselir.
– Neoliberal reformlar döneminde ise devlet geri çekilir; piyasa mekanizmaları öne çıkar.
Bu çekilme ve yükselme, tam anlamıyla siyasal bir gelgittir.
Yurttaşlık ve Katılım: Dalgayı Kim Hareket Ettirir?
Katılımın Ritmi
Katılım, demokrasinin kalp atışıdır. Oy vermek, protestoya katılmak, sivil toplum faaliyetlerinde bulunmak, dijital kampanyalara destek vermek… Bunların her biri siyasal gelgitin enerjisidir.
Ancak katılım da dalgalıdır:
– Kriz dönemlerinde artar.
– Siyasal apati dönemlerinde azalır.
– Genç kuşakların mobilizasyonu dijital platformlarla hızlanır.
Sosyal medyanın yükselişi, gelgitin hızını artırdı. Eskiden yıllar süren toplumsal dönüşümler artık haftalar içinde gerçekleşebiliyor. Arap Baharı, #MeToo hareketi veya iklim grevleri, dijital çağın yüksek gelgit anlarıdır.
Fakat şu soru akla gelir: Katılımın artması her zaman demokratikleşme anlamına mı gelir? Yoksa kutuplaşmayı da besleyebilir mi?
Demokrasi: Düzenli Gelgitin Adı
Demokrasi, siyasal gelgitin kurumsallaşmış halidir. İktidar düzenli aralıklarla el değiştirir. Muhalefet meşru kabul edilir. Azınlık hakları korunur.
Ancak çağdaş literatürde “demokratik gerileme” tartışmaları öne çıkıyor. Seçimler yapılmaya devam ediyor ama:
– Medya özgürlüğü sınırlanıyor.
– Yargı bağımsızlığı zayıflıyor.
– Muhalefet kriminalize ediliyor.
Bu durumda gelgit görünüşte var, ama gerçek bir çekilme yaşanmıyor. İktidar sürekli yüksek gelgit halinde kalıyor. Bu sürdürülebilir mi?
Güncel Tartışmalar: Popülizm, Kriz ve Yeni Gelgitler
Popülizm, halk ile elitler arasında keskin bir karşıtlık kurar. Popülist liderler genellikle “yüksek gelgit” anlarında yükselir: ekonomik kriz, güvenlik tehdidi veya temsil krizleri.
Ancak popülizmin uzun vadede kurumsal dengeyi zayıflatabileceği tartışılıyor. Eğer kurumlar aşınırsa, gelgitin doğal ritmi bozulur.
Ayrıca küreselleşme ve iklim krizi gibi sınır aşan sorunlar, ulusal siyasal gelgitleri de etkiliyor. Bir ülkedeki ekonomik karar, başka bir ülkede toplumsal dalga yaratabiliyor. Gelgit artık sadece yerel değil; küresel bir hareket.
Burada kişisel bir gözlem paylaşmak isterim: Siyasal gelişmeleri takip ederken bazen kendimi kıyıda oturmuş dalgaları sayarken buluyorum. Hangi dalga kalıcı? Hangisi geçici? Hangisi dönüşümün habercisi?
Sonuç: Siyasal Gelgit Kaç Kez Olur?
Doğal dünyada gelgit çoğu yerde günde iki kez olur. Ama siyasal dünyada gelgitin sayısı sabit değildir. Her gün, her an küçük ve büyük dalgalar yaşanır.
Önemli olan şu sorular:
– İktidarın yükselişi hangi sınırlarla çevrili?
– Meşruiyet hangi temeller üzerine kurulu?
– Yurttaşların katılım kapasitesi artıyor mu, azalıyor mu?
– Kurumlar dalgayı dengeliyor mu, yoksa dalga kuralları mı belirliyor?
Belki de asıl mesele, gelgitin kaç kez olduğu değil; ritmin sağlıklı olup olmadığıdır. Dalgaların düzenli çekilip yükseldiği bir siyasal düzen mi istiyoruz, yoksa sürekli taşan bir güç yoğunlaşması mı?
Denize bakarken artık sadece suyun hareketini görmüyorum. İktidarın, kurumların ve yurttaşlığın dalgalarını da görüyorum. Ve kendime şu soruyu soruyorum: Bir sonraki siyasal gelgit yükseldiğinde, kıyıda mı duracağız, yoksa dalganın yönünü mü değiştireceğiz?