Dilin Zamansız Tanıkları: Sıfat Çeşitleri Nelerdir? Bir tarihçi olarak geçmişin izlerini sürerken, kelimelerin yalnızca anlam taşıyıcısı olmadığını; aynı zamanda bir dönemin düşünme biçimini, duygusunu ve değer sistemini de yansıttığını görürüm. Dil, insanlığın belleğidir. Her kelime, her ek, her sıfat; bir çağın toplumsal yapısının küçük bir aynasıdır. Sıfatlar, bu aynanın en renkli ve derin katmanlarını oluşturur. Çünkü onlar, insanın dünyayı niteleme, sınıflandırma ve anlamlandırma biçimidir. Bu yazıda, “Sıfat çeşitleri nelerdir?” sorusuna yalnızca dilbilgisel bir yanıt değil, aynı zamanda tarihsel ve toplumsal bir perspektif sunacağız. Dilin Tarihsel Hafızası: Niteleme ve Belirtme Arasındaki İnce Çizgi Tarihin erken dönemlerinden itibaren insanlar nesneleri ve insanları…
12 YorumEtiket: bir
Babüssade Ne Demek? Tarih, Anlam ve Farklı Bakış Açılarıyla Derinlemesine Bir Yolculuk Bazı kelimeler vardır ki, yalnızca bir tanım değil; bir dönemin ruhunu, bir kültürün hafızasını ve insanlığın ortak mirasını taşır. “Babüssade” de bu kelimelerden biri. İlk duyulduğunda kulağa eski bir Osmanlı terimi gibi gelir ama aslında içinde çok daha fazlasını barındırır. Gel, bugün bu kadim kelimenin anlamını sadece sözlükten okumakla kalmayalım; farklı bakış açılarının merceğinden de geçirelim. Çünkü bir kelimeye dair en doğru fikir, onu çeşitli perspektiflerden değerlendirdiğimizde ortaya çıkar. Babüssade Ne Anlama Gelir? “Babüssade” Arapça kökenli bir kelimedir ve “bâb” (kapı) ile “sa‘âde” (mutluluk, saadet) kelimelerinin birleşiminden oluşur.…
8 YorumGöz Doktoru Hangi Ameliyatları Yapar? Öğrenmenin Işığında Görmenin Anatomisi Bir eğitimci olarak hep şunu düşünürüm: öğrenmek, yalnızca bilgi edinmek değil; bakış açısını değiştirmektir. İnsan, bir şeyi öğrendiğinde yalnızca gözleriyle değil, zihniyle de görmeye başlar. Göz doktorlarının yaptığı ameliyatları öğrenmek, tıbbî bir merakın ötesinde; insanın görme olgusunu, algı dünyasını ve öğrenmenin kendisini anlaması için bir fırsattır. Çünkü görmek, öğrenmenin en güçlü metaforudur — “anlamak” da çoğu zaman “görmek” fiiliyle anlatılır. Bu yazıda, göz doktorlarının yaptığı ameliyatları yalnızca tıbbi süreçler olarak değil; öğrenme teorileri ve pedagojik yaklaşımlar çerçevesinde bir keşif yolculuğu olarak ele alacağız. — Görmek Üzerine Öğrenmek: Pedagojik Bir Giriş Her…
6 YorumGörsel Tanıma Nasıl Yapılır? Bilgisayarın Görmeyi Öğrendiği Yolculuk İnsan gözü, saniyeler içinde bir yüzü tanır, bir objeyi ayırt eder, hatta bir duyguyu hissedebilir. Peki ya makineler? Görsel tanıma (image recognition), insan beyninin görsel algılama sürecini bilgisayarlara öğretme çabası olarak tanımlanabilir. Bu teknoloji, yalnızca teknik bir ilerleme değil, insanın “görme” yetisini anlamlandırma girişiminin dijital çağdaki karşılığıdır. Tarihsel Arka Plan: Görmeyi Öğretmek Görsel tanıma fikri, 1950’lerin yapay zekâ çalışmalarına kadar uzanır. O dönemde bilgisayar bilimciler, insan beyninin sinir ağlarını taklit eden sistemler geliştirmeye çalışıyordu. 1960’larda Frank Rosenblatt’ın geliştirdiği “perceptron” modeli, makinelerin görsel verileri sınıflandırabileceğini göstermişti. Ancak bilgisayar gücü ve veri miktarı yetersiz…
12 YorumGörevsizlik Kararı Hangi Hallerde Verilir? — Toplumun Görünmeyen Görev Dağılımı Üzerine Sosyolojik Bir Okuma Toplumsal Yapıların Sessiz Kararları Bir sosyolog olarak gözlemlerim hep aynı soruya çıkar: Toplum, bireye ne zaman “senin görevin bu değil” der? Görevsizlik kararı yalnızca hukukun bir kavramı değildir; aynı zamanda toplumun görünmez mekanizmalarında sıkça tekrarlanan bir yargıdır. Bir mahkeme, önündeki davada yetkisiz olduğunu söyleyebilir; ama aynı şeyi, toplum da bireylerine söyler — bazen bir kadına “senin yerin orası değil” derken, bazen bir erkeğe “bu konu senin işin değil” diyerek. Bu nedenle görevsizlik kararı, hukukun ötesinde, kültürel düzenin aynasında yankılanan bir olgudur. Toplumsal normlar, tıpkı yargı sisteminin…
6 YorumGren Nasıl Yok Edilir? Toplumsal Normlar ve Cinsiyet Rolleri Üzerine Sosyolojik Bir İnceleme Toplumun içinde yaşayan bir araştırmacı olarak, bireylerin gündelik yaşamda karşılaştıkları sınırları — kimi zaman görünmez, kimi zaman açıkça belirgin “gren”leri — anlamak her zaman ilgimi çekmiştir. “Gren” yalnızca bir renk değil, toplumsal bir metafordur; bazen bastırılmış duyguların, bazen de toplumun bireyler üzerindeki sessiz baskısının sembolüdür. Bu yazı, “gren nasıl yok edilir?” sorusunu fiziksel bir dönüşümden çok, sosyolojik bir çözümleme olarak ele alır: bireylerin ve toplumsal yapıların iç içe geçtiği bir alanın derinliklerine inmeyi amaçlar. Toplumsal Yapıların Görünmeyen Renkleri Toplum, bireylerin birbirine temas ettiği, kimliklerin inşa edildiği bir…
10 YorumEn Çok Kalsiyum Nede Var? Beslenmenin Ötesinde Bir Eşitlik Meselesi Bazı sorular ilk bakışta yalnızca sağlıkla ilgilidir gibi görünür. “En çok kalsiyum nede var?” dediğimizde çoğumuzun aklına süt, peynir ya da badem gelir. Ama biraz derin nefes alıp bu soruya başka bir pencereden bakarsak, aslında toplumun, cinsiyet rollerinin ve eşitliğin de bir parçası hâline gelir. Çünkü beslenme sadece fiziksel değil, kültürel, ekonomik ve sosyal bir meseledir. Ve kalsiyum da tıpkı bu dinamikler gibi, hayatın her katmanında görünmez ama belirleyici bir rol oynar. Kalsiyumun Temelleri: Sadece Kemik Değil, Denge Kalsiyum, vücudumuzun en temel yapı taşlarından biri. Kemikler, dişler, sinir sistemi, kaslar,…
6 YorumGöğüs Kafesi Kemik Çıkıntısı Neden Olur? Ekonomik Bir Perspektiften Bedenin Piyasası Bir ekonomist için beden, sadece biyolojik bir varlık değil; aynı zamanda bir kaynak dağılımı modelidir. Sınırlı kaynaklar, sonsuz ihtiyaçlar ve kaçınılmaz seçimler… Ekonomi, bu dengeyi kurmaya çalışırken, beden de benzer bir denge arayışındadır. Göğüs kafesi kemik çıkıntısı, tıbbi bir sorundan çok daha fazlasını anlatır: dengesizlik. Tıpkı bir piyasada arz-talep dengesinin bozulması gibi, bedenin yapısal sistemi de bozulduğunda bir “çıkıntı” üretir. Kaynakların Dengesiz Dağılımı: Bedenin Piyasa Bozukluğu Ekonomide kaynaklar verimsiz kullanıldığında, sistemde atık veya kayıp oluşur. Benzer biçimde, bedende postür bozukluğu veya kas dengesizliği geliştiğinde, göğüs kafesi kemik yapısında bir…
14 YorumEdip Harabi Alevi mi? Evet, Ama Soru Yanlış Yerden Soruluyor Kimi adlar vardır; onları tek bir kutuya kapatmaya kalktığınız anda anlamlarından bir şeyler eksilir. “Edip Harâbî” de öyle… Yalnızca “Alevi mi, değil mi?” diye sorarsak, hem şiirini hem de yüzyıllık bir geleneğin akışkan sınırlarını ıskalarız. Gelin, harareti yüksek bir tartışmanın kapısını aralayalım: Edip Harâbî Alevi midir, Bektaşi midir; yoksa ikisinin de suyu mu onda akar? Çekirdekteki Gerçek: Harâbî bir Bektaşi dervişidir, Alevi-Bektaşi damarının içinden konuşur Biyografik kayıtlar net: Asıl adı Ahmed Edib. İstanbul’da doğdu (1853), Bahriye’de uzun yıllar gemi/birlik kâtibi olarak çalıştı, 17 yaşında Merdivenköy Şahkulu Dergâhı’nın postnişini Mehmed Ali…
12 YorumGlikoz Eksikliğinde Ne Olur? Edebiyatın Penceresinden Bir Bakış Bir edebiyatçının kalemi, yalnızca kelimeleri yan yana getirmekle yetinmez; onların içine ruh üfler. Kelimeler birer damar gibi akar, satırların arasında oksijen taşır. Tıpkı insan bedeninde glikozun yaptığı gibi… Glikozun eksikliği, sadece biyolojik bir boşluk değil, aynı zamanda edebi bir metaforun da ta kendisidir. Çünkü kelime susuzluğu ile bedenin enerji açlığı arasında ince bir bağ vardır: İkisi de yaşamın bütünlüğünü tehdit eder. — Bir Roman Kahramanı Olarak Glikoz Edebiyatta bazı karakterler vardır ki, görünmez olmalarına rağmen tüm hikâyeyi taşırlar. Glikoz da insan bedeninde böyle bir kahramandır. Dostoyevski’nin kahramanlarının yaşadığı ruhsal çalkantıları düşünün; çoğu…
12 Yorum