Helen: Bir İsim, Bir Hikâye
Kayseri’nin arka sokaklarında yürürken, gözlerim hemen her zaman geçmişe kayar. Her köşe, her bina, her patika, yavaşça açığa çıkan bir hatıra gibidir. Ama bu seferki yürüyüşüm farklıydı. Ellerimde, akşamın serinliğine rağmen cebimde sanki bir şeyler daha ağırdı. Ellerim titriyordu. Biraz önce gördüğüm, “Türkiye’de Helen isminde kaç kişi var?” sorusu, kafamı karıştırmıştı. Yine günlüklerime yazmayı düşündüm, ama bu sefer sadece yazmak değil, hissetmek istiyordum.
Duygularım, Kayseri’nin taş kaldırımlarında adım attıkça, bir yandan kalbimden başka bir şeyler de dökülüyordu. Kendimi, bu şehri severken bir yandan da terk ediyormuş gibi hissettim. Zaman zaman düşündüm; ya Helen gerçekten var mıydı? Ya da bu isim, bir hatıra, kaybolan bir şeyin sembolü müydü?
—
Bir Başka İsim, Bir Başka Zaman
Birkaç yıl önce, Kayseri’nin merkezine yakın bir semtte bir kafede tanıştım. O zamanlar 21 yaşımdaydım ve her şeyin bir anlamı olması gerektiğini düşünüyordum. Bir arkadaşım sayesinde tanıştım Helen’le. Adı Helen’di ama ondan önceki hayatından bahsettiği zaman sanki başka bir dünyadan geliyormuş gibiydi. 25 yaşına basmıştı, ama gözlerinde sanki başka bir yaş vardı. Uzun, kahverengi saçları vardı. Duru, sade bir güzellik. Gözleri, bana bir labirent gibi gelmişti. Her baktığımda kendimi kaybolmuş hissediyordum. Belki de bu yüzden Helen’in hikâyesine merakım başladı.
İlk sohbetimizde bana, “Benim adım Helen, ama aslında kimse bana bu ismin anlamını sormaz,” demişti. O anda kalbimde bir şeyler kırıldı. Bir isim, bir insanın kimliğini gerçekten tanımlayabilir mi? Ya da bir insan, sadece isminden mi ibarettir? O an Helen’in adı beni o kadar derinden etkiledi ki, gözlerim dolmuştu. Adının Türkiye’de kaç kişi tarafından taşındığı hakkında hiçbir fikri yoktu. “Bir kişi daha olsa da, fark eder mi?” demişti. Ve sonra gülümsedi. Birlikte, Kayseri’nin tarihi sokaklarında dolaşırken, o gülüşün kaybolduğunu hissettim.
Helen, aslında herkes gibi bir insandı. Ama bir farkı vardı: Kimse onun geçmişine, kimse ona adını sorup bir anlam aramıyordu. Sadece “Helen”di. Ne bir çeyrek, ne de bir yıldız gibi özel bir anlam taşıyan bir isimdi. Ve belki de en büyük hayal kırıklığı buydu: Birinin adı bir yeri, bir zamanı, bir anı işaret etmezse, o insan kimdir?
—
Bir Anın Derinliği
Helen’le geçirdiğimiz o birkaç hafta boyunca, sürekli olarak bir şeyler eksikti. Bir gün Kayseri’de bir parka oturduk ve bana sormadan önce ben sordum. “Helen, adın Türkiye’de gerçekten ne kadar nadir?” O an, gözlerinde bir değişim gördüm. Ama sadece bir saniyeliğine. Sanki benden duymak istemediği bir şey duymak üzereydi.
“Bilmiyorum,” dedi, “Belki de hiç duymadım. Ama neden bu kadar merak ettin?”
İçimde bir şey kırılmaya başladı. Gerçekten Helen isminde kaç kişi vardı? Herkes bu isme ne kadar önem veriyordu? Benim için Helen, sıradan bir isim gibi duruyordu ama onun için ne kadar özel bir anlam taşıyordu? Ve bir anda, o anı kaybettim. Hayatımın her parçası, orada, o parkta durdu. Çünkü bir şey eksikti: Kendimi, Helen’in ismini gerçekten bilmek istiyordum. O kadar.
—
Adların Sırrı
Kayseri’nin soğuk akşamlarında yalnız yürürken, aklımdan “Helen” isminin sayısını hesaplamaya başladım. Belki 100, belki 200 kişiydi. Ancak adlar, sadece bir sayıdan ibaret değildi. Her isim bir anlam taşımalıydı. Helen’in adı, bana göre bir zamanı, bir sevgiyi, bir arayışı ifade ediyordu. Bu yüzden Helen’in adı hep zihnimde kaldı.
Geceyi, bir köşede, yalnızca kendi duygularımla baş başa geçiriyorum. Gerçekten Helen’i unutturacak bir şey var mıydı? Bilmiyorum. Ama bir şey kesin: Bu soru bana, adı sorgulamanın ötesinde, her bir insanın kimliğine de odaklanmamı hatırlattı.
—
Bir İsim, Bir Kimlik
Saat gece yarısını geçti. Işıkları yavaşça yandı. Şehir, geceyi daha da derinleştiriyordu. Helen’in ismi aklımda dönüp duruyordu. Kayseri sokaklarında adımlarken bir an düşündüm: “Ya Helen gerçekten de sadece bir isimse? Ve başka bir zamanın, başka bir yerin hatırasını taşıyorsa? Ya bu isim, bir tarih gibiyse, her adımda bir kayıp gibi?”
İçimde, insanların isimleri kadar önemli bir şeyin olmadığını fark ettim. Bazen insanlar sadece isimleriyle değil, varlıklarıyla da kaybolurlar. Helen de bir isimden çok, bir duyguydu. Ve o duygu, Kayseri’nin sessizliğinde bana hayatın anlamını bir kez daha hatırlattı.
Adını sordum diye pişman değilim. Ama bazı sorular vardır ki, ne zaman sorarsanız sorun, cevabı aldığınızda o cevabın anlamı da değişir. Helen’in ismiyle yola çıktım ama Helen’in kimliğini bulmaya çalıştım.
—
Kayseri sokakları yine sessiz. Ama bu kez, o isimlerin ardında kaybolan duygularla, Helen’in hikâyesini unutmayacağım.